Makaleler

Emekçilere yönelik saldırı: Kentsel dönüşüm

Ülkemizde son yıllarda emekçilere dönük saldırıların arasında kentsel dönüşüm ön plana çıkmaktadır. Emekçilerin yaşam alanlarının gasp edilerek buralarda açığa çıkan rantın yağmalanmasına dayanan kentsel dönüşümün AKP’nin yeni döneminde daha da öncelikli bir gündem halini alacağı konuyla ilgili bir bakanlığın kurulmasıyla daha da anlaşılır hale gelmiştir. Bu yalnızca ülkemize ait bir gündemde değil. Yarı-sömürgeler başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde kentlerin dönüşümü ve emekçilerin yerleşim alanlarına saldırılar iç içe yürümektedir. Örneğin Hindistan’da bu konuda halkın ciddi bir mücadelesi mevcuttur. Kentsel dönüşüm neo-liberal politikalarla iç içe alınması gereken bir gündemdir. 2. Dünya Savaşının ardından 1980’lere kadar kapitalizmin hakim politik yaklaşımı olan Keynesyen dönemde üretim alanları şehir merkezleri, emekçilerin yaşam alanları ise şehir merkezine yakın yerlerken neo-liberalizmle beraber üretim alanları şehir dışına kaydırılmış ve şehir merkezleri finans, ticaret, turizm ve hizmet sektörüne ayrılmıştır. Üretim yerlerinin değişmesiyle beraber emekçilerin yaşam alanları da değişmeye başlamıştır. Bugün birçok şehrin merkezinde eskiden fabrika olan ancak şu an üniversite, müze, ticaret merkezi haline getirilen yerler vardır. Şehir merkezlerinin finans ve turizm merkezi olması bir yandan bu bölgelerin yoksullardan arındırılarak “elitleşmesini” diğer yandan da halen emekçilerin yaşadıkları mahallelerin rant alanı olarak sermayeyi iştahlandırmasına neden olmaktadır. Paradan para kazanan, asalak, ranta ve spekülasyona dayanan sermayenin şehir merkezlerinde toplaşması veya turizm vb. sebeplerle “cazip sayılan” yerlerin değişmesi gökdelenlerin altında at arabasıyla geçen yoksul insan veya villaların yanı başında gecekondular gibi sınıfsal uçurumu bariz halde gösteren görüntülerin oluşmasına da sebep olmaktadır. Kentsel dönüşümle beraber bu çelişki de emekçilerin kovulmasıyla örtülmek istenmektedir. Kentsel dönüşüm belirli argümanlarla desteklenerek kamuoyu yanıltılmaya çalışılmaktadır. Örneğin bu, Hindistan gibi ülkelerde çevre kirliliği bahane gösterilerek “yeşil kent” vb. argümanlarla hayata uygulanmakta ve fabrikalarla beraber “çirkin” görünümlü yoksulların yaşadığı mahallelere saldırılmaktadır veya ülkemizde olduğu gibi deprem tehdidiyle ele alınmaktadır ve depremde şehirlerin yıkılmasının esas sebebinin sistem olduğu gözlerden uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Burada sorun deprem tehdidinin olduğunu reddetmek değil kentsel dönüşümün emekçileri merkeze alarak halkın sosyal, ekonomik, kültürel gerçeklikleri göz ardı edilerek ranta ve sermayenin çıkarlarına dayanarak ve emekçilerin sosyal, kültürel, ekonomik paylaşımda bulundukları yaşam alanlarının zorla gasp edilmesidir. Kentsel dönüşümün bu dönem halkın gündemine daha fazla girme sebeplerinden biri de küresel ekonomik krizin derinleşerek sürmesi ve ülkemizde etkisinin daha da artacağının açığa çıkmasıyla beraber sermayeye yeni bir yağma ve kâr alanı açma gayretidir. Özellikle bizim gibi yarı-feodal ülkelerde bağımlı-tedarikçi sanayinin gelişiminin önündeki engeller nedeniyle ranta dayalı emlak sektörü daha da öne çıkmaktadır. Ancak bu yönelimin de ekonomik krize çözüm olamayacağı açıktır çünkü ABD ve İngiltere örneklerinde olduğu gibi krizi tetikleyen sektörlerin başında emlak ve inşaat gelmektedir. Ülkemizde AKP’nin özgünlüğü emlak sektörünün ve kentsel dönüşüm olgusunun onu destekleyen burjuvazinin iştahını kabartması ve TOKİ’nin bir silah olarak başbakanlıkça kullanılmasıdır. AKP’nin en “yoğun” çalışan kurumlarından olan TOKİ emekçilere tehdit ve kendi belirlediği sermaye kesimlerine rant dağıtım merkezi olarak işlemeye devam etmektedir. Bununla aynı zamanda şehri farklı açılardan da dizayn etmek mümkün olabilmektedir. Örneğin İstanbul Ataşehir’de inşa edilen büyük cami ve çevresinde satılan “cami manzaralı, ucuz kredili evler” gibi. Kentsel dönüşümün neo-liberal saldırganlığın bir ürünü olduğu, üretim alanlarının şehir dışına taşınması ve sanayinin artan nüfusu ve yoğun göçü istihdam edecek kadar gelişmediği, işsizliğin arttığı, göçlerle beraber mahallelerin kültürel ve sosyal özelliklerinin değişmeye başladığı ve emekçilerin yaşamlarından hoşnutsuzluğunun arttığı bu dönemde mevcut sorunları kullanan faşist-gerici örgütlenmelerin

etkisiyle (“mahallemiz eskiden böyle değildi, huzurluydu” vb) bilhassa Kürt ulusundan emekçilere yönelik ırkçı, dışlayıcı, saldırgan yaklaşımların gelişmesinde sistemin kent üzerinde oynadığı oyunların etkisini de görmek gerekir. Bu konuda son yıllarda İzmir ve Trabzon üzerine yapılan çeşitli araştırmalarda önemli veriler sunulmaktadır. Kentsel dönüşüm emekçilerin başlıca sorunları arasındadır ve bu konuda sistemin planlarını deşifre ederek karşı koyuşun örgütlenmesi önemli gündemlerimiz arasındadır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu